
Sessiz Dünyam/Mihrapdağlı ma
Ne zormuş, sesin çıkmayışı. Ve ne zormuş, ağzını sonuna kadar açıp ta, bir tek harfi karşındakine duyuramamak..Günaydın, ben de buradayım, ya da bana da bir bardak çay verir misiniz veya bir ekmek yollar mısınız diyememek..En basit ifade için bile, birinin aracılığına ihtiyaç duymak..
Her zaman konuşurken göz göze gelmeye çalışırdım da bu kadar önceliğimin de önceliği olacağını düşünmemiştim. Ama ne yazık ki, bu önceliğim; her ortamda gerçekleşebilecek bişey de değilmiş.
Sahi ne zormuş sürekli içten içe kendinle konuşmak, sesini yine sadece kendinin duyması..Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır misali, yine beni duyanın, BEN olması gibi..Tüm yolların yine BEN le kesişmesi gibi.
İletişimin çeşitleri var tabi ki.. Beden dili, gözler, sözler..En çok sevdiğim kısım olan sözler, birden bende yok oldu. Sesli ve sessiz sözler diye, ikiye ayrıldıklarını kanıtlar gibi, sesim de giderken, beraberinde sözlerimi de yanında aldı götürdü... İnsan kendisiyle baş başa kalınca sessiz sözlerin sanki buna sevindiğini hissediyor. “Seslilerle çok uğraşırdın, dikkatin sürekli onlardaydı, bak bizlerin anlamı daha farklı” dediklerini duyar gibi oluyor. Oysa ki nankör bu sözcükler, ister sesli olsun ister sessiz. Onca sözcük yığınını yıllarca sevginde, hüznünde, sevincinde kullan, sonra ani bir şokla takılsınlar sesinin arkasına ve uçup gitsinler.
Sahi çok zormuş sesin olmayışı. Konuşma yetenekleri doğuştan olmayan insanları tam olarak anlayabilmem için, benim de o çok renkli sesimi kaybetmem mi gerekiyormuş. Bir ses, bir söz, bir göz teması ne kadar da değerliymiş. Telefonun diğer ucunda duran canım babacığıma,
Babaaaaacım, beniiiim, beeeeenn…. diye sessizce yırtınırken, onun üç kez aloo diye seslenmesinden sonra, teli kapaması ne kadar da ağır geliyormuş insana.. Telin ucunda varsın ama yoksun işte.
Bir daha anlamını tam olarak düşünmeden; “sesimi duyuramadım, neden konuşmuyorsun dilini mi yuttun, nasıl da mırıldanıyorsun biraz bağır,” gibi cümleleri söylemeyeceğim. Anlamsız, gereksiz ne kadar da söz israfında bulunmuşum meğerse…
Ama bunun yanında, seni seviyorum, teşekkür ederim, nasılsın, özür dilerim, merhaba kelimelerini sınırsızca kullanmış olmamdan dolayı mutluyum. Sesim geldiğinde aynı kelime israflarına inatla devam edeceğim. Her zaman gözlerin en derinlerinde bulunanları görmeye çalışıp, fısıltıları duymaya çalışacağım. Sessiz dünyalılara ses olacağım.
Ahh benim canım yarenim, yüreği yüreğimde gönül dostum, mihrapdağlım.. Bak giderken sesimi de yanında götürmen, bana yine ve yeniden neleri fark ettirdi. Varlığında, yokluğunda bana hep ders oldun, sesim de sana feda olsun..
29 kasım 2008 /Benyagmurla
Yol seni karşılamaya çıksın,
Rüzgar hep arkanda olsun.
Güneş ışığı yüzünü ısıtsın,
Yağmur tarlalarına nazikçe düşsün.
Yeniden karşılaşıncaya kadar,
Tanrı seni hep avucunda korusun….