28/3/2008 - Farkındalık

Hayattaki her şey gereklidir. Hiçbir şey gereksiz değildir, hiçbir şey gereksiz olamaz. Olmuş olan her şeyin olması gerekiyordu. Olan her ne ise belli derin nedenler yüzünden olur.
OSHO
*****
Farkındalık
Öncelikle farkındalıkla ne anlatılmak istendiğini anlamak gerekir.
Yürüyorsun. Pek çok şeyin farkındasın; dükkânların, yanından geçen insanların, trafiğin, her şeyin, yalnızca bir şeyin farkında değilsin, ve bu da kendindir. Sokakta yürüyorsun, pek çok şeyin farkındasın ama kendinin farkında değilsin! Bu öz farkındalığını George Gurdjieff öz-anımsaması olarak adlandırmıştır. Gurdjieff, “Sürekli, nerede olursan ol kendini anımsa.” der.
Her ne yapıyorsan yap, sürekli olarak bir şeyi içinde yapmaya devam et: Onları yaparken kendinin farkında ol. Yemek yiyorsun; kendinin farkında ol. Diliyorsun, konuşuyorsun; kendinin farkında ol. Kızgınlığın orada olduğunu fark ettiğin anda hemen kızgın olduğunun farkında ol. Sürekli olarak özü anımsamak sende ince, çok ince bir enerji yaratır. Kristalize olmuş bir varlık olmaya başlarsın.
Normalde sen gevşek bir torbasın. Kristalleşme yok, merkez yok; sadece bir sıvı, sadece, merkezi olmayan bir sürü şeyin gevşek bir karışımı. Sürekli değişen ve yer değiştiren, içinde efendisi olmayan bir kalabalık. Seni bir efendi yapan şey farkındalıktır ve efendi derken bir kontrolcü demek istemiyorum. Bir efendi ol derken demek istediğim bir mevcudiyet olman; kesintisiz bir mevcudiyet. Her ne yapıyor ya da yapmıyorsan bilincinde sürekli olarak bulunması zorunlu olan şey, var olduğundur.
Bu kendin olma duygusunun, var olma halinin kendisi bir merkez yaratır; bir dinginlik, bir sessizlik, bir içsel hakimiyet merkezi. O içsel bir güçtür. Ve “içsel bir güç” derken bunu kelimesi kelimesine aynı anlamda söylüyorum. Bu nedenle Buda “farkındalığın ateşi”nden bahseder; o bir ateştir. Farkında olmaya başladıkça, içinde yeni bir enerji hissetmeye başlarsın, yeni bir hayat. Ve bu yeni hayat, yeni güç, yeni enerji nedeniyle seni baskılayan pek çok şey çözülüp gider. Onlarla savaşmak zorunda değilsin.
Kızgınlığınla, hırsınla, cinselliğinle savaşmak zorundasın çünkü güçsüzsün. Öyleyse gerçekte sorun kızgınlık, hırs ve cinsellik değildir, sorun güçsüzlüktür. Bir kez içinde, içsel bir mevcudiyet — var olduğun — duygusuyla güçlü hissetmeye başladığında, enerjilerin tek bir noktada yoğunlaşır, kristalleşir ve bir öz doğar. Unutma ego değil bir öz doğar. Ego sahte bir öz duygusudur. Hiçbir özün olmadan bir özün olduğuna inanmaya devam ediyorsun; ego budur. Ego var olmayan bir şeyin sahte fikridir
Eugen Herrigel bir Zen ustasının yanında öğrenciydi. Üç yıldır okçuluk öğreniyordu. Usta her zaman “İyi. Ne yapıyorsan hepsi iyi ama yeterli değil” diyordu. Herrigel’in kendisi usta bir okçu oldu. Nişan alması yüzde yüz mükemmel hale geldi ama ustası hâlâ “Çok iyi gidiyorsun ama yeterli değil.” diyordu.
“Yüzde yüz mükemmel hedefi bulmayla!” dedi Herrigel, “Artık ne bekliyorsunuz? Nasıl daha ileri gidebilirim? Yüzde yüz doğruluk varken daha fazlasını nasıl bekleyebilirsiniz?”
Zen ustasının şöyle dediği söylenir: “Ben senin nişanınla ya da okçuluğunla ilgilenmiyorum. Ben seninle ilgiliyim. Sen mükemmel bir teknisyen oldun. Ama okun yayı terk ettiğinde sen kendinin farkında değilsin, o yüzden nafile! Ben okun hedefe ulaşmasıyla ilgilenmiyorum. Ben seninle ilgileniyorum! Yaydaki ok gerildiğinde, içerde senin bilincinin de gerilmesi lazım. Hedefi kaçırsan dahi hiç fark etmez ama ruhsal hedef kaçırılmamalıdır ve sen bunu kaçırıyorsun. Mükemmel bir teknisyen oldun ama bir taklitçisin.” Batılı bir zihne ya da gerçekte modern bir zihne — ve Batılı zihin modern zihindir — bunu kavramak çok zor gelir. Saçma görünür. Okçuluk belli bir başarıyla hedefi vurmakla ilgilidir.
Yavaş yavaş Herrigel hayal kırıklığına uğramaya başladı ve bir gün dedi ki: “Ben gidiyorum. Bana imkânsız gibi geliyor! Bir şeyi nişan aldığında ve eğer başarılı bir okçuysan farkındalığın hedefine, nesneye yönelir ve eğer başarılı bir okçu olacaksan kendini unutmak zorundasın; sadece nişan aldığın şeyi, hedefini hatırlayıp her şeyi unutmalısın. Sadece hedef orda olmalı.” Ancak Zen ustası sürekli Herrigel’i içerde başka bir hedef yaratması konusunda zorluyordu. Bu yayda ikili bir ok olmalı: Dışarıdaki hedefe yönelen ve sürekli içerdeki hedefe; öze yönelen.
Herrigel, “Artık ayrılacağım, koşullarınız gerçekleştirilemez.” dedi. Ve ayrılacağı gün, ustayla vedalaşmak için gelmişti ve ustaysa başka birine nişan almayı öğretiyordu. Herrigel ilk kez işin içinde değildi. Sadece vedalaşmak için gelmişti ve oturuyordu. Usta öğretmeyi bitirdiği anda vedalaşacak ve gidecekti.
Ama o zaman, ansızın ustanın ve ustanın iki oklu bilincinin farkına vardı. Usta nişan alıyordu. Üç yıl boyunca Herrigel aynı ustayla birlikteydi ama kendi çabalarıyla daha çok ilgiliydi. Bu adamı hiç görmemişti, ne yapıyordu? İlk defa gördü ve fark etti; ve aniden, kendiliğinden, çaba sarf etmeden ustanın yanına geldi, yayı eline aldı, hedefi nişanladı ve oku fırlattı. Ve usta, “Tamam! İlk kez yaptın. Mutluyum.” dedi.
Ne yapmıştı? İlk kez kendi içinde merkezlendi. Hedef oradaydı ama o da oradaydı; mevcuttu.
Öyleyse her ne yapıyorsan — her neyse; okçuluğa falan gerek yok — her ne yapıyorsan, yalnızca oturuyorsan bile, iki oklu ol. Dışarıda olup bitenleri hatırla ve içerdekinin kim olduğunu da hatırla.
OSHO
|